Casa VentidueCasa Ventidue

Mekânları Ben İnşa Ediyorum… Benim Ruhumun Temeli ise Annemin Ellerinde

Büşra TURAN & Suna TURAN

Doğurmuş ya da büyütmüş olsun fark etmeden…
Hayatın bir anında, bir varlığa sevgisiyle yuva olmuş,
Bir kalbi şefkatiyle sarmış, bir canlıya sevgisiyle dokunmuş,
Yeryüzündeki ve gökyüzündeki tüm annelerin…
Ve içinde annelik duygusunu taşıyan herkesin
Anneler Günü kutlu olsun.
Sizler, sevginizle hayatın en kıymetli yapısını kuran gerçek mimarlarsınız!

Bazen bir tasarımın ilk kıvılcımı, çocuklukta duyduğun bir cümlede saklıdır.
Bazen bir oda, annenin sesi kadar tanıdıktır.
Bu Anneler Günü’nde, bana şekil veren, düş gücümü besleyen,
güçlü ama ince sesiyle hep yanımda olan annemle bir sohbet gerçekleştirdik.
Mekânlara, anılara ve aramızdaki görünmeyen bağlara uzanan içten bir yolculuk…
Bu defa hikâyeyi, onun gönlünden paylaştım.

Anneler Günü’ne özel bu çok kıymetli sohbette benimle olduğun için teşekkür ederim annecim. Bu kez sana sadece bir kızın olarak değil, seni ilhamla izleyen bir kadın olarak da sorular hazırladım. Hayatın içinden, anılarımızdan ve birbirimize benzer yanlarımızdan geçen bu küçük röportaj, benim için çok değerli. Seninle konuşmak her zaman iyi gelir; ama bu kez kelimelerin bir parçası olmana ayrıca minnettarım.

Hoş geldin…

Annecim bir mekân olsaydın hangi oda olurdun ve neden?

Ben bir mekân olsaydım, muhtemelen salon olurdum. Çünkü ben de salon gibi çok yönlü, çok renkli, neşeli ve keyifli biriyim. İnsanlarla iç içe olmayı, sohbet etmeyi, yaşamı paylaşmayı çok seviyorum. Salon, evin kalbidir ya hani — ben de hep o merkezi yerdeyimdir hayatta. Sıcacık, hareketli ama aynı zamanda herkese alan tanıyan bir yer gibi hissediyorum kendimi.

Ben küçükken evde en sevdiğim köşe neresiydi hatırlıyor musun?

Köşe olarak değil ama odanı çok severdin, hatırlıyorum.
Oyuncaklar elbette vardı ama senin en sevdiğin şey çizmekti, boyamaktı.
Odan, senin için bir üretim alanıydı. Renklerle oynar, kalemlerle bir şeyler yaratırdın. Hep bir hayal kurar ve onu şekillendirirdin. O yaşta bile içinden bir şey çıkarmaya, onu bir forma sokmaya ilgin vardı.
Odan senin küçük yaratım atölyendi aslında.

Mimarlıkla ilgilenmeye başladığımda sende ilk ne zaman “bu iş olacak” hissi oluştu? Bu bir an mıydı?

Aslında o his, sen daha küçücükken bile vardı içimde.
Ama netleştiği zaman kolej yıllarına denk geliyor diyebilirim.
Seni hep kreatif bir çocuk olarak gördüm. Oyuncaklarla değil de, kendi oyunlarını kurarak, kendi hikâyeni yaratarak oynardın. Kolejdeki projelerin, güzel sanatlara doğru olan yönelişin… Bende “Evet, bu çocuk tam da bu dünyada olacak” hissini güçlendirdi. Her geçen yıl daha da emin oldum. Sen zaten yaratıcıydın, ama onu bir dile dönüştürmen beni çok etkiledi. Ve o andan itibaren sana hep sonsuz inandım.

Senin en beğendiğin iç mimari mekân tasarımı hangisidir? Gerçek ya da bir film/dizi, gittiğin bir yerden de olabilir.

İç mekânlardan çok genel mimari yapılar beni daha çok etkiliyor sanırım.
Şehirlere hayranım. Özellikle Moskova’nın mimarisi…
Hem tarihi dokusuyla hem kültürel mirasıyla hem de modernleşmeyle olan dengesiyle beni büyülüyor. O yapılar bana yaşanmışlığı anlatıyor, bir ruh taşıyor. Yani sadece estetik değil, duygusu da var o şehirde.
Gördüğüm her defasında hayran oluyorum.

Sence ben hangisiyle daha çok tasarım yapıyorum… Aklımla mı kalbimle mi?

Tabii ki aklınla yapıyorsun. Duyguların elbette içinde var, sensin sonuçta,
ama tasarımlarında çok net bir vizyon var. Bir şeyi neden, nasıl yaptığını hep biliyorsun. Estetik sezginle mantığını çok güzel birleştiriyorsun.
O yüzden yaptığın işler çok “sen” oluyor. Aklının ve içgörünün ortaklığı,
seni özel kılıyor.

Benim karakterimde ya da iş tarzımda sana benzeyen bir yönüm veya yönlerim var mı?

Olmaz mı? 🙂 Hatta saymakla bitmez. Bir anne için evladında kendine dair bir şeyler görmek çok kıymetlidir. insanın en mutlu olduğu şey evladına baktığında hani bana benzer bir yönü var mı diye keşfetmek ve bakmak slında. Tamamen ben diyemem elbette, ama sana baktığımda birçok benzerliğimizi görüyorum.
Mesela başladığın işi mutlaka bitirmen, pes etmemen… Bu çok bizden.
Ayrıca dışarıya çok göstermesen de sen de renkli, enerjik ve yaratıcı birisin.
Hayata bakışımız, içimizdeki o bitmeyen üretme isteği…
Gerçekten çok şey paylaşıyoruz.

Bugün senle beraber bir oda tasarlasak içinde ne olsun isterdin?

Hiç düşünmemiştim ama çok güzel bir soru bu. Bana bir ev yapacaksın ya hani 🙂 işte orada mutlaka şöyle birlikte kahve içeceğimiz, uzun uzun sohbet edeceğimiz rahat, sıcak bir koltuğumuz olsun isterdim. O koltukta sadece oturmazdık,
anılar biriktirirdik, gülüşürdük, belki bazen sessizce sadece yan yana olurduk.
Bu bana çok iyi gelirdi.

Son olarak ne eklemek istersin bu Anneler Günü’ne özel gerçekleştirdiğimiz röportajımıza?

Annecim… söyleyecek çok şey var ama önce şunu bil: Sen benim her şeyimsin. Her zaman çok gurur duyuyorum seninle. Bazen ebeveynler göstermeye çalışsa da evlatlar göremeyebiliyor ama içimde seninle ilgili öyle büyük bir hayranlık var ki… Ahlakın, duruşun, çalışma azmin ve zarafetinle bana her gün “iyi ki senin annenim” dedirtiyorsun. Bugün olduğun kadınla, iş kadınıyla, karakterinle gurur duyuyorum. Seni çok ama çok seviyorum.